
script async src=”″crossorigin=”anonymous”></script
“Peki insanlar nerede?” diye sordu Küçük Prens.
Çöl sessizdi.
Sessizlik cevap vermedi; onun yerine yılan konuştu:
“İnsanların içinde de öyle hissedersin… Arada pek fark yoktur.”
Diyor Saint-Exupéry ve en ıssız yere bile kalabalıkların gerçeğini oturtuyor. Mesele şu ki, insan kalabalıkların ortasında dahi kendine ulaşmada başarısız olabiliyor… Günümüzde yalnızlık dışlanmışlıktan çok sürekli iletişim halinde olmanın bir çıktısı gibi görünüyor.
Konuşuyoruz, paylaşıyoruz, görünüyoruz ama anlaşılmıyoruz belki deeee gerçekten anlaşılmak da istemiyoruz. Gerçekten anlaşılmaya cesaretimiz var mı yok mu? Gittikçe daha kalabalıkla daha sığ paylaşımlarda bulunuyoruz. Sürekli diğerleri ile olmak iç sesimiz ile baş başa kalma şansımızı da elimizden alıyor.
Saint-Exupéry’nin yılanının düşünceleri doğruluğunu koruyor. Yalnızlık etrafta kimse olmaması değil kimsenin kimseyi görmemesidir. İnsanlar birbirlerini görmek yerine aceleyle birbirlerine göz atıyorlar.
Herkes orada olsa da, ruhen hiç kimsenin orada olmadığını fark etmek ağırdır. Ama işte çölde yalnız olmakla kalabalıkta yalnız olmak burada ayrılıyor, çünkü çöl dürüsttür yalnızlığı apaçık gösterir. Oysa kalabalıkla çevrili olduğumuz müddetçe kendimizi “Yalnız değilim” yalanıyla avutabiliyoruz.
Şöyle bir düşünüyorum da en gerçek karşılaşmalar bazen çölde olur. Gürültünün olmadığı insan sesinin nihayet duyulduğu yerde… Yalnızlığın çözümü kalabalık değildir çünkü yalnızlık kalabalıktan uzaklaştıkça değil; anlamdan uzaklaştıkça belirginleşir.
Yılan ve Byung-Chul Han
“İletişimin artması, ilişkinin derinleştiği anlamına gelmez.”
“İnsanların içinde de öyle hissedersin.” Yılanın bu cümlesi, bir anlamda modern insanın en kısa otopsisidir. Byung-Chul Han, modern insanın yalnızlığını diğerleri ile çok fazla bağlantılı olma durumu ile açıklıyor. Çokluğun anlamı aşındırdığını savunuyor. Çokluk ya da kalabalık derinliği/ anlamı dalga gibi kaplayıp dibe çeker ve nihayetinde soluksuz bırakarak boğar.
Yılan ve Jean-Paul Sartre
“Başkası, beni bana gösteren ama beni benden alan bir aynadır.”
Sartre insanın yalnızlığına bir başka açıdan yaklaşıyor. “Cehennem başkalarıdır “ derken, insanın başkalarının bakışları altında kendisi olmaktan çıkıp diğerinin tanımladığı nesne haline gelmesini kast ediyor. Sartre için yalnızlık, başkalarının yokluğunda değil, varlığında yoğunlaşıyor.
Yılan ve Albert Camus
“Asıl mesele, umutsuzluğa rağmen yaşamayı seçmektir.”
Camus ise kalabalıkların sessizliği bastıramamasını, insanın anlam arayışı içinde dünyanın kayıtsız kalmasını absürd bulur. Ona göre gürültünün artması içsel boşluğu belirginleştirir. Ne yazık ki kalabalık insanın anlam arayışı ile dünyanın kayıtsızlığı arasındaki mesafeyi kapatamaz. Camus için yalnızlık, insan olmanın bedelidir.
Saint-Exupéry, Camus, Sartre ve Byung-Chul Han aynı yerden konuşmasalar da aynı boşluğu işaret ediyorlar. Yalnızlık, kaçılması değil; yüzleşilmesi gereken bir haldir. Camus için bu yüzleşme bir başkaldırı; Sartre için özgürlüğün sorumluluğunu üstlenmek; Han için ise yavaşlamak, mesafe koymak ve sessizliği geri çağırmaktır. Bu yüzden de boşluk/ çöl giderek artan boyutlarda anlamını koruyor.
If you can’t be alone, you’ll have to accept anyone… Master your solitude first… Then, if you wish choose company… (cK)
Master your solitude first… Herkesin harcı değil hocam çok teşekkürler.
Katiliyorum, bukemedigimiz eli opup yanlizligimizin keyfini cikaralim derim. Hepimiz yalnizsak beraberligin anlami nedir ki? Ortak gecirilen zamanlar yalnizken birikenleri paylasmaktan ibaret degil mi?
Evet Gizemcim ..Çok teşekkürler