script async src=”″crossorigin=”anonymous”></script

“Gammaz Yürek ” (The Tell-Tale Heart), Edgar Allen Poe tarafından yazılan ve cinnet sonucu işlenmiş bir cinayet anlatısıdır. Metin yalnızca ustaca işlenmiş bir korku öyküsü değil; bilincin kendi kendini ele verdiği karanlık, felsefi metindir.
Hikaye, anlatıcının kim olduğu belirsiz bir dinleyiciye hitaben söylediği “Evet “kelimesi ile başlar. Bu onay sözcüğünün arkasından anlatıcı:
“Ah! – sinirli – çok, çok korkunç derecede sinirliydim ve hala da öyleyim; ama neden deli olduğumu söylüyorsunuz? Hastalık duyularımı keskinleştirmişti – yok etmemişti – köreltmemişti. Her şeyden önce işitme duyum çok keskinleşmişti. Gökyüzünde ve yeryüzünde her şeyi duydum. Yedi iklim dört bucak her şeyi duydum. Cehennemde de birçok şey duydum. Öyleyse nasıl deli olabilirim? Dinleyin! Ve tüm hikayeyi ne kadar sağlıklı – ne kadar sakin bir şekilde anlatabildiğime bakın.” Diye devam eder.
Bütün olay, cinayetin nasıl belirsiz ve takıntılı bir şekilde önce fikir olarak belirip daha sonra eyleme dönüştüğünün itiraf edildiği ana kadar katilin kendi ağzından ifadesidir. Anlatıcı bütün bu süre zarfında karşısındaki kimliği belirsiz dinleyiciye akıl sağlığının yerinde olduğunu ispatlamaya çalışır.
Herhangi bir sebep olmadan işlenen cinayet son derece ince düşünülerek, dikkatli davranılarak ve geride hiçbir delil bırakmadan işlenmiştir. Fakat ne olursa olsun can almak insan ruhuna her zaman taşınması çok zor bir yük ekler. Hele ki Poe’nun evreninde anlattığı gibi kırılgan bir ruh halinde…
Katil sadece yaşlı adamın “akbaba” gibi bakan soluk mavi gözünden rahatsız olduğunu ve bu gözü bir daha görmek istemediği için onu öldürdüğünü söyler.
Bu bana Nietzsche’nin “Uçuruma uzun süre bakarsan, uçurum da sana bakar.” sözünü hatırlatıyor. Burada uzun süre bakış halinde bakılan nesnenin pasif kalmayacağı, özneyi içine çekeceği kast edilmektedir.
Poe’nun hikayesindeki mavi gözün sürekli bakışı, Nietzsche’deki uyarının gerçekleşmiş hâlidir.
Gammaz Yürek’te yaşlı adamın “akbaba gözü” katili görmez; varlığıyla ona bakar.
Poe’da suç, bakıştan kaçarak işlenir. Ama ironik biçimde, bakışı ortadan kaldırmak isteyen özne, bakışın içine düşer. İşin korkunç tarafı cinayet işlenir göz yok edilir, ama bakış bitmez. Rahatsız edici bakış başından beri ait olduğu yerde katilin kalbinde atmaya devam eder. Bakış artık dışarıda değil, içselleşmiştir.
Hikâyeye dönersek katil, yaşlı adamı öldürdükten sonra parçalara ayırır ve döşemenin altına yerleştirir. Daha sonra polisler geldiğinde ifade verirken yaşlı adamın kalp atışlarının döşemenin altından duyulduğunu düşünür. Kendi içinde bu ritmik kalp atışlarını o kadar yüksek sesle ve boğucu biçimde duyar ki seslerin dışarıdan polisler tarafından da duyulduğuna emindir artık.
Gerçekte polisler herhangi bir delil bulamadıkları için onun suçlu olduğunu düşünmez ve tabii ki döşemenin altından gelen kalp seslerini de duymazlar. Katil zihninden polislerin özel olarak sesi duymazdan geldiklerini kendisini alaya aldıklarını düşünür. Bu sürekli yükselen sesler dayanılmaz olmuştur. Seslerden kurtulabilmek için mecburi itiraf yolunu seçer ve hikaye anlatıcının yıkımı ile biter
Derinlemesine bakınca metnin merkezinde cinayet değil, itirafın kaçınılmazlığı vardır. Suçu ortaya çıkaran otorite değil, öznenin kendi bilincidir. En çarpıcı nokta, insanın, kendisinden kaçamadığı ve suçla birlikte tek başına kalmasının imkansızlığının gösterilmesidir.
” Be killing sin or it will be killing you… ” (JOHN OWEN)
Tam da böyle çok teşekkürler