Vizyona Girer Girmez Yasaklandı Ama Hep En İyi 10 Film Arasında Oldu Oyunun Kuralı / Jean Renoir 1939

script async src=”″crossorigin=”anonymous”></script 

Jean Renoir 1939 yılında “ Oyunun Kuralı “ (“La Regle du Jeu”) filmini çekti. Sinema tarihinde bazı filmler vardır ki, yalnızca çekildiği dönemi yansıtmakla kalmaz aynı zamanda insana ait en derin zaafları, bunları kapatmak için kullanılan maskeleri ve kibri ortaya çıkarır.

Follow my blog with Bloglovin

Söz konusu filmde Renoir  “…. Bu da çağımızın bir başka özelliği, herkes yalan söylüyor. Eczacılar, broşürler, hükümetler, radyolar, sinema filmleri, gazeteler. Bizim gibi basit insanlar neden yalan söylemesin ki?…” diyor.
Film vizyona girdiğinde gerek seyirciler gerekse eleştirmenler tarafından son derece sert eleştirilerin hedefi oldu. Hatta yasaklandı. Seyirci kendi toplumsal yansımasını bu kadar net görmeyi kabullenemedi. Ama yasaklanmış olması onu sinema tarihinden silmedi. Eser 1950’lerden bu yana, her 10 yılda bir yenilenen “Tüm Zamanların En İyi 10 Filmi” sıralamasında sürekli olarak yerini korumayı başardı.

Renoir’ın acımasız dürüstlüğü, sinemanın özgürleştirici gücünü de gösterdi. Dürüstçe gerçeği yansıtan bütün sanat eserleri gibi ne kadar rahatsız edici de olsa sinema tarihindeki önemini korudu.

Film yıllar sonra, François Truffaut ve Jean-Luc Godard gibi Yeni Dalga yönetmenleri tarafından “mutlak sinema” örneği olarak yüceltildi. Godard’ın dediği gibi: “Renoir, kamerayı insan ruhunun en kuytu köşelerine kadar sokmayı başaran ilk yönetmen”di.

Filmin bir başka özelliği Renoir’in kendi stüdyosunda çektiği tek eser olmasıydı. Daha sonra eserin sinemada gösterime girmesi yasaklandığı için, stüdyo iflas etti.

Renoir’ın Başarısızlığa Bakış Açısı

“Gerçek, en acı anlarda bile gülümseyebilir.”
“Bir sanat eseri, eğer toplum tarafından yadsınıyorsa, doğru yoldadır.”  Jean Renoir

 Filmin ilk gösterimindeki başarısızlık, Renoir’a göre, filmin amacına ulaştığının kanıtıdır. Toplumun görmek istemediği yansımayı sunmak, Renoir için bir sanatçının en büyük görevidir.

Fransız “Yeni Dalga”’nın öncülü olarak görülen, sinema dilini kökten etkileyen bu yapıt, yalnızca dönemin burjuva toplumuna keskin bir ayna tutmakla kalmaz, insanlık için zamansız bir toplumsal eleştiri de sunar.  

Bir Oyun Alanı Olarak Şato

“Bir şato, bazen bir oyun tahtasıdır; piyonlar, kaleler, vezirler iç içe geçer.”
“Her şey bir oyun… ama oyunun kurallarını kim biliyor ki?” — Octave

Film, zengin bir Fransız aristokratın şatosunda düzenlenen  hafta sonu davetinde geçer. Av partileri, gizli aşklar, kıskançlık krizleri, sınıf çatışmaları… Tüm bunlar bir şatonun duvarları arasında, neredeyse  tiyatro sahnesi gibi sergilenir. Renoir, karakterleri adeta satranç taşları gibi konumlandırır. Her biri kendi “kuralını” takip eder, ama asıl trajedi, kimsenin kuralların ne olduğunu tam olarak bilmemesidir.

Filmdeki şato, yalnızca zengin bir mekân değil, aynı zamanda sosyal ilişkilerin ve insan maskelerinin ortaya döküldüğü dev bir sahnedir. Renoir’ın oyunculara tanıdığı özgürlük, filmdeki doğal ve akışkan enerjiyi yaratır. Sürpriz final ise izleyicinin hep dinamik bir düşünce yapısında kalmasını sağlar.

Üst Sınıfın Maskeleri

“Kimse olduğu kişi değildir; herkes, bir başkası için oynar.”
“Beni sevmiyorsun, sadece can sıkıntını öldürmek için bana ihtiyacın var.” — Christine

Renoir burada Molière’in Tartuffe oyunundaki ikiyüzlülüğü sinemaya taşır. Yüzeyde zarif, kültürlü ve nazik görünen burjuva sınıfı, derinlerde çıkarcılık ve ikiyüzlülükle doludur. Christine’in sözleri, duygusal ilişkilerin bile ne kadar yüzeysel olduğunu özetler. Bu anlamda film, Luis Buñuel’in Burjuvazinin Gizli Çekiciliği (1972) gibi sonraki filmleri de etkiler; daha sonra eleştirmenler Buñuel’in  burjuva maskelerinin ardında gösterdiği boşluğu Renoir’dan miras aldığını söyler.

Renoir’a Andre Bazin ile yaptığı röportajda aristokratlardan nefret edip etmediği sorulduğunda verdiği cevap ““Burjuvaziye karşı bir nefret duymuyorum. Ben yalnızca onların rüyalarına ve yalanlarına bakıyorum” şeklindedir.Renoir’ın aristokratlara bakışı nefret dolu değildir. Daha çok acı bir merhamet taşıdığı söylenebilir. Bu yaklaşımı, filmi didaktik olmaktan çıkarıp zamansız bir insanlık eleştirisine dönüştürür.

Teknik Devrim: Derin Odak ve Kamera Hareketleri

“Kamera, yalnızca görmekle kalmaz; ruhun derinliklerini de yakalar.”
“Bir yönetmen, yalnızca bakmaz; o, dünyayı yeniden icat eder.” — Jean Renoir

Renoir’ın kamera anlayışı, klasik sinema anlayışını tamamen dönüştürür. “Derin odak” ve uzun plan sekanslar, izleyiciyi pasif bir seyirci olmaktan çıkarıp aktif bir katılımcı haline getirir. Renoir’ın gözünde kamera, bir anlatıcı değil, bir insan gibidir.

Renoir’ın “derin odak” kullanımı, Orson Welles’in Yurttaş Kane (1941) filmindeki devrimsel görüntü yöntemine öncülük etmiştir. Ayrıca uzun plan sekanslar, Hitchcock’un Rope filmindeki “kesintisiz çekim” denemelerine de ilham kaynağı olmuştur. Renoir’ın mizanseni, karakterlerin iç dünyasını ve ilişkiler ağını izleyiciye doğrudan hissettirir; kamera adeta bir şato sakini gibi odalar arasında dolaşır.

Bir Toplumsal Çöküş Alegorisi

“Bir toplum, kendi yalanına aşık olduğunda çöküş kaçınılmazdır.”
“Bu insanlar kendi kendilerini mahvetmek için varlar.” — Octave

1939’da vizyona giren Oyunun Kuralı, Avrupa’nın savaşa sürüklendiği dönemin bir yansımasıdır. Jean Renoir bu dönem filmlerini “Ben, filmlerimde hep bir ölüm dansı olduğunu hissettim. Çünkü yaşam ve ölüm, insanın günlük maskelerinde gizlidir.” Cümlesiyle tanıtıyor.

Filmdeki av partileri ve şatafatlı eğlenceler, yaklaşan savaşın gölgesinde aslında bir “ölüm dansı”dır.  Renoir, tıpkı Visconti’nin Leopar filminde aristokrasinin çöküşünü anlattığı gibi, burjuva toplumunun değer kaybını sahneye taşır. Octave’ın yukarıdaki cümlesi, karakterlerin ve belki de bütün bir toplumun farkında olmadan kendi sonunu hazırladığı gerçeğini acımasız bir açıklıkla sunar.

Kurallar ve İnsan Tiyatrosu

“Hayat, kurallarını kimsenin tam bilmediği bir sahne oyunudur.”
“Bazen kurallar öyle karmaşıktır ki, insanlar kendilerini kaybeder.” — Jean Renoir

“Sinema, insan yüzlerini sonsuzca izleme sanatıdır.” — Jean Renoir

Oyunun Kuralı, yalnızca bir film değil, aynı zamanda insan doğasına dair bir şiir olarak da değerlendirilebilir. Renoir, kuralların anlamsızlığını ve bireyin bu kaosta kayboluşunu sahneye taşır.

Jean Renoir’ın Oyunun Kuralı, hem sinema tarihinde bir dönüm noktası, hem de toplumsal çöküşün evrensel bir alegorisidir. İronik, hüzünlü ve acımasızca dürüst. Bugün bile izleyiciye şu soruyu sormaya devam eder: “Sen hangi rolü oynuyorsun? Hangi kurala gerçekten inanıyorsun?”

2 Comments

  1. “When changes take place gradually, it’s difficult to comprehend their meanings…” (David SHEFF)

Bir Cevap Yazın