Her yaşlı öldüğünde bir kütüphane kapanır…. Afrika Atasözü

Anneannem Makbule Gürün dünya tatlısıydı. Eski zaman kadınıydı. Hayatın türlü “gel-git”lerini yaşamış, zamanla sinirleri yıpranmış, yorulmuştu. Buna rağmen neşesini, hayata bağlılığını hiç yitirmedi. Çok ama çok tatlı dilli, gerçek bir hikâye anlatıcısıydı. Meddah (bugünün deyimiyle stand-up) yeteneğiyle, anlattıklarını dinleyenlere yaşatırdı. Neşesiyle evi aydınlatır, tatlı diliyle sıradan bir günü masala çevirirdi. Bir cümlesiyle güldürür, bir cümlesiyle düşündürürdü. O zamanlar bilmezdim, bana bıraktığı sözler, hayatın iniş çıkışlarını anlatan değerli bir mirasmış.
Her sabah dedemin rengarenk ortanca çiçekleriyle dolu balkonunda benden önce uyanmış oturuyor olurdu. Koşa koşa yanına gider, sorardım:
“Anneanne bugün nasılsın?”
Ya “İyiyim yavrucuğum” derdi ya da “Keyfim yok bugün.”
Keyfim yok dediğinde canım sıkılır, sorardım:
“Neden?”
Gülümserdi :
“Kızım, hayat böyledir. Bu yaştan sonra benim için:
Bir gün hoş,
Bir gün nahoş,
Bir gün kafes boş!”
Hiç hoşuma gitmezdi bu dizeler; hele son dizeyi hepten duymazdan gelirdim. Çocuk kalbim, ısrarla kabul etmezdi ölümün keskinliğini. Yıllar sonra anneanne sözlerinin bir masal değil, gerçeği yansıttığını anladım.
Marcus Aurelius’un dediği gibi: “Hayat, ruhunun düşüncelerinden ibarettir.”
Hoş günlerde düşüncen neşeyle dolarsa, nahoş günlerde o neşenin hatırası seni taşır.
Nietzsche’nin hatırlattığı gibi: “Yaşamak, acıya alışmaktır.”
Acı, hayatın düşmanı değil, hayatın ustasıdır; sabrı ve dayanıklılığı öğretir.
Ve kafes boşaldığında, Epiktetos’un uyarısı çınladı kulaklarımda: “Sevdiğin her şeyin fani olduğunu bil; o zaman kayıp, seni yıkmaz.”
Canım anneannem… Her şeyin gelip geçici olduğu yolculuğumuzda, sevinç ve kederin aynı kökten beslendiğini ne kadar nahif bir biçimde anlatmış bana. Hoş günlerin, hatta anların değeri bilinmezse, kötü günleri kaldırmanın çok daha zor olacağını, hatta ince bir bakış açısı farkıyla zor günlerin bile güzelleştirilebileceğini ne kadar bilgece aktarmış.
Bir Afrika atasözü şöyle der: “Her yaşlının ölümü bir kütüphanenin kapanışıdır.”
Anneannem göçtüğünde, sanki bir kütüphane kapandı. Ama sözleri hâlâ içimde yankılanır. Belgeler yakılır, binalar yıkılır, insanlar öldürülür hatta internet kayıtları bile silinir, tarih unutturulmaya çalışılır ama, nesilden nesile aktarılan öğretiler kaybolmaz. Onlar toplumun hafızasını, geçmişinin gücünü inatla ileriye taşır.
Çünkü her dönem bir bilgenin sesi, torununun kalbinde yaşamaya devam eder.