https://www.bloglovin.com/blog/21728250/?claim=xfqaznpm8ve
script async src=”″crossorigin=”anonymous”></script

Rubicon İtalya’nın kuzeyinde bir nehirdir. İtalya ile Galya’yı birbirinden ayırır. Rubicon da, her nehir gibi, her deniz gibi, birçok aşkın, birçok kahramanlığın, birçok ihanetin tanığıdır… Onlar sessiz tanıktırlar, ama hafızaları güçlüdür…
Cumhuriyet döneminde seferden dönen komutanlar, askerlerini ve silahlarını Rubicon Nehri kıyısında bırakarak Roma’ya sivil şekilde girerlerdi. Böylece Senato tarafından görevden alındıklarında isyan etmeleri önlenirdi. Sezar’a kadar da hiç bir general Rubicon’u askerleriyle geçmeye cesaret edememişti.
Sezar, bugünkü Fransa bölgesi olan Galya seferinden dönüşte, ordusu ile birlikte Rubicon yakınlarına gelmişti. Olağan olan, ordusunu orada bırakıp, birkaç subayıyla birlikte silahsız şekilde Roma’ya gelip Senato’ya rapor vermekti.
Fakat O, Rubicon Nehri’nin yanında durdu… Uzun uzun düşündü…Sezar’ın Rubicon nehri kıyısındaki bu düşünüşü, tarihin değişmekte olduğuna işaret ediyordu.
Roma’ya doğru uzun uzun baktı ve “alea iacta est (zarlar atıldı)!.. ” diyerek hızla nehri geçti ve Roma’ya yürüdü. Tarih MÖ 10 Ocak 49 idi.
“Alea iacta est!..” dönüşü olmayan yoldur.
Alıntı / Kaynak
- https://www.martidergisi.com/rubiconu-gecmek/ Mehmet Bekar
“Kader, insanın kendi kararına verdiği isimdir.” /Jean-Paul Sartre
Tarih, dönüşü olmayan yollarda yazılır… Zarları atmadan tarihe geçmek mümkün olmadığı gibi bize verilen yükümlülüğü yerine getirip, kendimiz olmamız da olası değildir.
Bir insan, ne zaman gerçekten “zarları atar”? Bu bir karar eşiğidir… Zar atmak, düşünerek yapılabilecek rasyonel bir eylem değildir. Önüne geçilmez şekilde, akıl sessiz kaldığı anda verilen bir karardır. Zarların atılması umutsuzların ışığa yolculuğa başlamasıdır.
Belki de en çıkışsız andır. En çaresiz anda tıpkı Mustafa Kemal Atatürk’ün Çanakkale’den önce söylediği gibi “Arkadaşlar son bir cüret !”tir… Zarların atılması teslimiyetin içinde özgürlük, belirsizliğin içinde yaratım gücünün harekete geçirilmesidir.
Hepimiz hayatımızın bir yerlerinde Rubicon’u geçeriz, geçmek zorundayızdır. Evlenirken, iş değiştirirken, sağlık sorunlarıyla, mali sorunlarla savaşırken, bilimle, sanatla, zanaatla uğraşırken zarları atar, değişir, dönüşürüz. Zarlar atıldığında artık oyunun başlayacağını biliriz ve dönüşsüz yola girmeyi kabul ederiz.
Her kesin karar, içinde geçmişi yıkma tohumu taşır. Yine de insan, zar atmayı bırakmaz, bırakamaz. Çünkü yaşamın anlamı, zarları tutmakta değil, onları yeniden, yeniden atmaktaki cürette gizlidir. Zarların atılması, yaşamak için daha fazla beklemeyi reddetmektir, varoluşun gerçekleştirilme özetidir.
Ve dikkatli bakıldığında görülür ki, zar artmak rastlantıya bel bağlamak değildir. Zarları atan el, kendi irademizdir. Zar kaç gelirse diğer sayılardan vazgeçmeyi kabul etmektir.
Zar atılmasını kabul etmek kaderin içindeki özne payımızı kullanmaktır. Zarın düşeceği yüzü seçemeyiz ama atılması gereken anı belirleyebiliriz.
Füsun KOVALI
(Rubicon) “When a decision has to be made, make it… There is no totally right time for anything…” (George S.PATTON, Jr.)
Ahaa haa…Evet doğru zaman yok…Ben de şöyle düşünmüştüm…”iki sandalyeden hangisine oturacagina karar veremeyen…..”