Hayat Umutsuzluğun Öbür Yanında Başlar ……Jean Paul Sartre

script async src=”″crossorigin=”anonymous”></script 

Jean Paul Sartre derin bir kederin dönüştürmesi olmadan, gerçek hayata ulaşılamayacağını söyler. Paradoks gibi görünse de onun düşüncesinde umut hiç bitmemelidir. Umudun bitmesi bireyin kendine suikast hazırlamasıdır…

Bazen içeride çok derinde bir şey kırılır ama, hiç ses duyulmaz. Zaman içinde bir çatlak olur, varla yok arası bir çatlak. Hatta çatlak bile değil, çatlak silüeti. İçerdeki karanlık dışarı sızar. Bakışlarda odak ayarlaması olur ve netleşir dünya kimsenin görmediği görülür, duymadığı duyulur.  

Çatlağın silüeti görülmez, duyulmaz ama bilinir. Tıpkı sabah uyanıp, hangi düş olduğunu ayıramasan da gece rüya gördüğünü bildiğin gibi.

Karanlıkta uyanık, kalabalıklar içinde yapayalnız olduğunda, bütün soruların cevapları ve en önemlisi umut da sustuğunda, zannedersin ki burası sondur.  Oysa değil tam da bu noktada ufuk çizgisi gibi bulanık bir çizgi belirir. Bu çizginin ötesinde bir başka sen, sabırla seni bekler. Orası hayatın kendini gösterdiği yerdir.

Orada seni bekleyen sen, seni gölgenden ayırır. Ufkun öbür yanına geçerken gölgen de seninle gelmek ister. “Ben” der “Ben senin yenilmeyen, düşmeyen sevilen tarafınım. Bensiz gidemezsin. Kendini unutursan kendini bulamazsın. Bensiz sen eksik kalır”

Sen cevaplarsın: “Haklısın. Ama senin maskenle dışarı sunduğun o yenilmez halim onaylanma isteyen halimdi. Artık önemli olan sadece kendi onayım. Seni bırakmıyorum. Sen de benimle geleceksin ama artık konuşmadan ve ben yoluma sadece kendi sesimle verdiğim onayla devam edeceğim. Sen geçmişimdin… Ben şimdiyi yaşayacağım.

****

“Senin bahsettiğin yenilmeyen olduğum, eski zaman dilimlerinde kendimce planlarım ve planlarıma inancım vardı. Tam orta yerinde duruyordum planların, sanıyordum ki her şeye hakimim. Ve diğerleri “Başaracak kesin” diyordu. Ben de inanıyordum. İnandığım kadar kör, kör olduğum kadar inançlıydım.

Asla düşmeyi, hatta düşme ihtimalî olduğunu bile aklıma bile getirmedim. Yüzümde her daim çizili gülüşüm, hatta kahkahayla, soranlara “iyiyim” dedim. Zaten nasıl olduğum kimsenin umuru değildi.  Düşmemem yeterdi, düşmek rahatsız eder diğerlerini, hoşlanmazlar.

Sonra bir gün içeride o meşhur yok gibi, hiç gibi çatlak oldu. İşte o zaman sustum çaresiz.  Ama suçladılar susunca, suçlanınca içime çekildim.

Kimse benimle iç karanlığıma gelmek istemedi. Sen bile gelmedin. İstemedin. Senden ayrılıp gittim içeri doğru, o zaman sen dışarıda çözülmeye başladın.  

Ve böylece umutsuzluğun öbür yanına geçtiğimde hayat başladı.

Eğer, bir gün planlar, planladığın gibi gitmezse, çözüldüğünü kendine tutunamadığını hissedersen, sakın korkma orası son değil, hayatın sana ilk kez kendini gösterdiği yerdir. Orada soluklanıp, dinlenebilirsin. Ama durma devam et çünkü orası hayatın başladığı yerdir…  

Bir Cevap Yazın