Şehrazat…

<meta name=”google-adsense-account” content=”ca-pub-7350718767107764″>

Atlar hakkında bir yazı yazın denildiğinde, aklıma çok eski bir hikaye geldi. Şimdi size onu anlatacağım…

…Küçüklüğünden bu yana atları çok severdi. Yalnız bir çocukluk geçirmişti. Zamanının çoğunda atların yanında olurdu.  Onları besler, severdi. Atlar da onu ayrı bilip, severlerdi. Sanki o üzerlerine bindiğinde daha bir yavaş, daha bir dengeli giderlerdi. Onu incitmek istemezlerdi… Zaman içinde iyice usta bir binici oldu.   

Günün birinde yeni bir at doğdu. Görür görmez çok sevdi bu bembeyaz atı… Şehrazat dedi adına… Günler, aylar geçtikçe Şehrazat gelişti, güzelleşti… Bütün boş zamanlarında Şehrazat’ın yanında alıyordu, soluğu…  Dünya bir yana Şehrazat bir yanaydı…

Şehrazat gücü, güzelliği dillere desten bir attı. Ünü bütün ülkeyi tutmuştu… Şehrazat’ı geçebilen at yoktu… Üzerine bindi mi, ikisi ok gibi fırlarlardı ileriye… Hiçbir binici, hiçbir at tutamazdı onları… Şehrazat zamanla efsane haline geldi…

Efsane olmak hakkıydı… Öylesine güzel, öylesine güçlü ve hızlıydı. Bir gün yine Şehrazat’la yaptıkları bir geziden dönmüşlerdi. At çayıra otlanmaya gitti yavaş yavaş… Sakin sakin otlanırken, birden  ne oldu bilinmez Şehrazat huzursuzlandı, ileri doğru bakmaya başladı…

Nasıl olduysa oldu, aniden hızla ileri fırladı, başladı koşmaya… Gidiş o gidiş… O gece yok Şehrazat, ertesi gün yok, ertesi gece yok… Perişan olmuştu. Adım adım, gece gündüz bütün çevreyi aradı… Yok yok…

Yer yarılıp, içine girmişti Şehrazat… Bir hafta sonra yine bir gece atlardan biriyle dolaşırken, ileride gecenin karanlığında beyaz bir ışık gibi gördü Şehrazat’ı… Hızla ileri sürdü atını… Yine gördü karanlıkta hareket eden beyaz lekeyi, daha da hızlandı… Artık emindi… Öndeki at Şehrazat’tı… Çılgın gibi koşturmaya başladı atını… Her geçen dakika daha hızlı yaklaşıyorlardı Şehrazat’a … Kısa sürede aralarındaki mesafe kapandı… İyice yaklaştı…

Tam yakalarken, eli havada kaldı… İçi cızzz etti… Şimdi ne olurdu Şehrazat’ı yakalarsa… Alır götürürdü yerine… Güzel…

Ama ne olurdu Şehrazat’ın ülkeyi saran ünü… Hani Şehrazat yakalanamazdı?…Hani Şehrazat’ı hiçbir at tutamazdı?… Kimseler yetişemezdi ona…

Demek İstediğim:

Sevmek neydi, sevdiğini ölümüne takip edip, alıp getirmek mi? Sevmek neydi, sevdiğiyle mutlu, içi huzurlu yan yana kalmak mı yoksa sevdiğinin adına leke gelmesin, onun yüzüne gölge düşmesin diye fedakarlık etmek mi?…  

Ne yapmalıydı? Şehrazat’ın ününü yerle bir edip, geri mi getirmeliydi, yoksa bırakmalı onu sonsuza, izin mi vermeliydi Şehrazat’ın efsane olarak yaşamasına…

 Sahi, siz olsanız ne yapardınız?

2 Comments

  1. Sahip olmak mıdır sevmek bu çok düşündürücü, , çok iyi yakalanmış bir yazı. İsmi d3 çok güzel

Bir Cevap Yazın