Çıkarın Beni…

script async src=”″crossorigin=”anonymous”></script 

Biz o sabah henüz kimse konuşmadan, aramızda ince bir yer açıldığını anladık. Aslında mevsim dönümüydü bu nedenle rüzgarın ıslık sesiyle aramızda esmesi normaldi.  Zeliha Teyze erken saatte kapının önüne çıkmış rüzgarı dinler gibiydi. Beni görünce toparlandı. Gülümsedi. “Yel esiyor ama derinden sanki…” merdivenin başında her zamanki yerinde duran kovasını alıp içeri girmeye niyetlendi.

Saçma gibi görünen cümle bana o sırada çok mantıklı geldi. “Günaydın Zeliha Teyze , evet derinden esiyor rüzgar. Sonbahar mevsim dönümü işte…” dedim. Bir kurtarıcı halat atmışım edasıyla hemen “Evet, evet yaz bitti ya ondan elbet”

O evine girerken ben de otobüs durağına yöneldim. Okula gitmek için erken kalkan lise öğrencileri çoktan durakta kuyruk oluşturmuşlardı bile. Aralarında gülüp şakalaşırken Can  öyle alçak bir sesle “Çıkarın beni…”  dedi ki büyükler duymazdan gelmek zorunda kaldı. Semih kolunu onun omzuna attı. “Hee tabi tabi, de bakalım daha neler fısıldadı keskin esinti ha haaa… Geceleri uyu oğlum, korku filmi seyretmekten hal oldun.”

Can daha da alçak sesle ağzını onun kulağına yaklaştırarak “Sus da bi dinle..” dedi. Semih’in suratı sapsarı kesildi. Çabucak kendini toparladı. “Ya bırak be… Öf onu dinle, bunu dinle… Öğlen maça var mısın onu söyle “dedi.

Durağın arkasındaki lokantada vitrinin önünde mantı açan kadınlar aralarında konuşurlarken kapı açıldı geç kalan Semiha içeri girdi. Semiha’yla beraber dükkânın içine dışarının temiz havası da doldu.

Kadınlar ellerindeki işi sürdürdü; yalnız bilekleri aynı anda duraksadı. Semiha tedirgin bir ifadeyle Gülzade’ye döndü. İki kadın aynı şeyi bilen insanların ifadesiyle birbirlerine baktılar. Gülzade çabucak önündeki mantıları kapatmaya döndü. Semiha da dükkanın iç tarafına yöneldi. Kadınlar duraksamanın ardından işlerine devam ederken vitrinin önündeki tozlar havalandı tekrar yere indi. Tekrar havalandı. Kadınlar yine bir anlığına durakladı. Kimse konuşmadı

Öğleye doğru imam geldi, yüzünü küçültüp yazıyı büyütenlerden biri gibiydi. Kadınlara sabah yaşanan tuhaflığın aslında normal olduğunu rüzgarın ıslık gibi tiz sesinin çeşitli kelimelere benzetilebileceğini bunun için endişe etmeye gerek olmadığını anlattı. Kadınları iç bölmeye abdest almaya yolladı. Olası bir vesvesenin uzaklaşması için hep beraber gerekli  sureleri okudular.  İmam gider gitmez kadınlar birbirlerine sabah duydukları “Çıkarın beni” sesinden bahsetmeye başladılar. Akşama kadar konuştular. Sesin nerden geldiği belli olmasa da ne dediği belliydi. Kadın mı yoksa erkek mi olduğuna karar veremediler. İncecik sert bir sesti.

Akşam Can eve geldiğinde, annesi sabah otobüse binerken mahallelinin Canın bir şeyler duyduğuna dair konuştuklarını söyledi. Can gönülsüz, bir şey demediğini Semih’le aralarında bir oyun kurduklarından bahsetti. Hayır sabah esen keskin rüzgârdan rahatsız olmamışlardı. Zaten otobüste hemen gelmişti. Annesi biraz daha sormaya niyetlendiyse de Can’ın babası sigarasından geniş bir nefes çekip, abartılı bir sesle öksürdü. Kadın akşam yemeği için sofrayı kurmaya başladı.

Semih evine gittiğinde kendini çok yorgun hissetti. Annesi Semiha da her güne oranla daha yorgun gibiydi. Ana oğul fazla konuşmadan akşam yemeklerini yedikten sonra erkenden yattılar.

Gülzade kapıdan girdiğinde yaşlı ana babasını onun merakla beklerken buldu. İkisi de soran gözlerle kızlarına bakıyorlardı.  Gülzade anlamazdan geldi. Doğruca mutfağa yöneldi.

O günden sonra her ev, içindeki nefesi dışarıya biraz eksik verdi. Evlerin içinde söylenmedik bir şeyler sessizce dolaşır oldu.

Gece çökerken ses artık duyulan bir şey olmaktan çıktı, göründü gibi. Yıllar önce  Leviathan canavarının yuttuğu Mahmut’un oğlu “Deniz” in gölgesi sokak aralarında dolaşır oldu.  Mahmut nereye gitse mahalleli arkasında Denizi görür oldu.  İmam, Mahmut’un yanına gelip onu kötülüklerden koruyan sureleri okumaya ikna etmeye çalıştı. Mahmut durup dururken imamın bu isteğine bir anlam veremedi. “Nedenmiş o” dedi.

İmam ona arkasında oğlunun gölgesiyle dolaştığını, mahallelinin rahatsız olduğunu söyledi. Mahmut kendisine iftira edildiğini bağırdı. Oğlunun mezarından kopardığı bir tutam otu kenardaki çöpe atacakken sanki otlardan bir inilti yükseldi gibi geldi Mahmut’a. Aceleyle arkasını dönerek hızla uzaklaştı. İmam başını iki yana salladı üstüne varmadı.

Mahmut’un imama bağırırken çıkan kalın sesi her evden duyuldu ama kimse dışarı çıkmadı. Mahalle içine kapandı. Perdeler indi lambalar yandı. Herkes dikkatli bir şekilde sokak kapısını,  balkon, bahçe kapısını kontrol etti. Akşam sofraları fazla uzatılmadan toplandı.

Gece boyunca hiç kimse Deniz’in adını anmadı ama ad kendiliğinden odalara dağıldı. Zihinlerde yer etti.

Can yattıktan sonra babası annesine “Rahat bırak oğlanı ne olduğu belli değil zaten kurcalama “ dedi. Kadın hemen anladı. “Mahmut’un oğlan kaç yaşındaydı?” diye sordu Adam üzgün başını salladı “25” dedi. Sustular. Adam büfenin çekmecesinden soluk bir fotoğraf çıkardı. Mahmut’la ikisinin çocukluk resmiydi. Arka arkaya evlenmişler. Mahmut daha önce erkek evlat sahibi  olmuştu.

Semih’i uyku tutmadı. Mutfağa su içmeye kalktı. Mahmut amcanın oğlu Deniz abisi orada su kabının yanında duruyordu. Korkmadı Semih, sakince bardağına su doldurdu. Bardağını mutfak tezgahına bırakırken tekrar su kabının yanına baktı. Kimse yoktu.

Gülzade anne babasıyla her akşamki diziyi seyretmeye daldıklarında evin içinde hafif tatlı bir esinti oldu. Karı koca birbirlerine baktılar. Ses çıkarmadan başlarını öne eğdiler. Gelen konuğu kabul etmişlerdi. Gülzade onlara baktı. Esinti yapan pencereyi kapatmak için yerinden kalktı sonra vazgeçip tekrar televizyonun karısına oturdu. Ana babasına dönüp “Varsın biraz temiz hava dönsün içeride “dedi. Yaşlı çift cevap vermedi.

Ertesi gün mahallede herkes aynı işlerini yaptı, hareketlerin içinde başkasına ait bir ağırlık hissedilse de hasret gidermenin hafifliği de var gibiydi.

Mahmut torununun elinden tutup evden çıktı. Küçük kız “Dede bugün müzik dersi var en sevdiğim” dedi. Mahmut ‘un gözleri ışıldadı. Elini kızın sarı saçlarına koydu. “Aferin benim güzel torunuma. Aferin benim Deniz’ime ne güzel şarkılar söyleyecek” dedi.  

Kızı okula bıraktıkt. Mezarlığa doğru giderken elindeki poşette bir gün önce Denizin mezarından yolduğu otlar vardı. Onları tekrar eski yerine gömecekti.

One comment

Bir Cevap Yazın